Haftalardır Fethiye'de olup bitenleri tartışıyoruz. Halbuki bu süre içinde dünyada muazzam gelişmeler oldu. ABD ve İsrail İran'a saldırdı. Birkaç gün içinde İran' teslim olur diye düşündüler. Ama düşündükleri olmadı, her ikisi de yıprandılar. Dünyada İsrail'e karşı yoğun bir tepki oluştu. Kuzeyde Rusya Ukrayna'ya karşı saldırılarını hızlandırdı. Ukrayna düştü düşecek. AB ülkelerinin çoğu Ukrayna'ya olan desteklerini kesmek zorunda kaldı. ABD Başkanı Trump Rusya'nın zaferini bir ölçüde engelleyebilmek için savaşı durdurmaya çalışıyor ama başarılı olamıyor.
Bu arada Arabistan'da İran destekli Yemen Husileri bir hamle yaparak Suudi güçlerini atlattılar ve Kızıldenizdeki boğazın girişini ele geçirdiler. Suriye'de yeni kurulan yönetim kendini fesheden PYD ile anlaşarak onun askerlerini bünyesine kattı. Dünyanın birçok yerinde hiç ummadığımız değişiklikler olmaya devam ediyor.
Aslında bu gelişmeler 90 lı yılların başında dünyada komünizmin çökmesiyle başladı. 1990 yılında Rusya'da komünist rejim yıkıldı, yerine Batı yanlısı bir yönetim geldi. Diğer bir komünist ülke Çin'de ise kapsamlı yönetim değişiklikleri oldu. Batılılar artık dünyanın kendilerine kaldığını düşündüler, 90 lı yıllar dünyada en fazla ölüm, savaş, katliamların yer aldığı yıllar olarak tarihe geçecek.
Değişmeye başlayan kurulu düzenin başlangıcını 1945 yılına sayabiliriz. Bu tarihte Batılı bir grup ülke doların egemenliğinde ABD'nin peşine takıldılar. Buna karşı çıkan Sovyetler ve Çin'de başka bir blok oluşturdular. Her iki blok da kendilerine bağlı halkları çizdikleri şablonlar doğrultusunda düşünmeye ve yaşamaya zorladılar.
İşin bu şekilde yürümeyeceğini ilk anlayan komünist ülkeler oldu. Bir kısım iç çalkantılardan sonra kendilerine Batı'nın önerdiği yolu kopyalamak yerine kendi oluşturdukları bir sosyal, siyasi ve ekonomik düzen anlayışı seçtiler ve günümüze kadar gelişmeye devam ettiler. Bunlara tam anlamıyla olmasa bile bir kısım Asya, Güney Amerika ve Afrika ülkeleri eşlik etti. 20 yıldır Türkiye'de olan değişimleri de bu arada sayabiliriz.
Batılı ülkeler bu gelişmeler karşısında şaşkın kaldılar. Durumu ilk anlayan ABD Başkanı Trump oldu. Yönetim anlayışı biraz diploması dışı olsa bile doların egemenliğinde bir Batı'nın artık yürümeyeceğini anladı. Ticaret ve üretime önem vermeye başladı. Çin ile olan gümrük savaşları, dünya üzerindeki askeri varlığını yavaş yavaş azaltmaya başlaması, hatta İsrail'i bile terk etmesi bu düşüncenin ürünüdür diyebiliriz.
AB ve Avrupa henüz rüyadan uyanmadı. Adına parlamenter demokrasi dedikleri ve gerçekte bir aldatmacadan iibaret olan liberal-kapitalist düzeni terk edemediler. Faizci baronların perde arkasındaki yönetimi altında varlıklarını sürdürebilme çabasındalar. Savaşta Ukrayna'yı desteklediler. Bu şekilde Rusya'yı ortadan kaldıracaklarını sandılar. Hatta daha da ileri gittiler Baltık Denizi altından Avrupa'ya ucuz Rus gazı taşıyan boruya sabotaj yaptılar. Sandılar ki Ruslar gaz satamazsa parasız kalır ve yıkılır. Fakat bunun tam tersi oldu AB'de gaz fiyatları tavan yaparken gaz kıtlığı başladı. Sanayinin çarkları yavaşladı. Ekonomi çöküşe geçti. Bu arada Rus ekonomisi her geçen gün ilerliyor.
Avrupa'da yönetimler ne yapacağını şaşırmışken halkta bir uyanış başladı. Bunun en çarpıcı örneği Almanya'da ortaya çıktı. Aşırı sağ diye nitelendirilen bir Alman partisi tüm Almanya'da ilerleme kaydetti ve birinci parti haline geldi. Bunlar Almanya'da çalışmadan karınlarını doyuran bir milyona yakın mültecinin geri gönderilmesini ve Rusya ile olan ilişkilerin düzeltilmesini istiyorlar. İlginçtir ki bu parti eski komünist Doğu Almanya bölgesinde daha çok taraftar topluyor.
Son olarak Arabistan'a dönelim. Hürmüz Boğazının ABD-İran anlaşmazlığı yüzünden kapalı kalması dünya üzerinde petrol fiyatlarını yükseltiyor. Şimdi buna Husilerin Kızıldeniz girişindeki Bab-ül Mendep Boğazını kontrol altına almasını da eklersek işler iyice karışacak. Bu iş kime yarıyor? Başta petrol şirketleri karlarını ikiye, üçe katladı. Sigorta şirketleri aynı şekilde yüksek paralar kazanıyor. Buna karşılık batan, havaya uçan tanker yok. Tankerler geç de olsa yerine varıyor. Beklemedeki tankerlerin yerine başka güzergahlar kullanılarak petrol ürünleri müşteriye ulaşıyor. Zarar ise petrolu olmayan Avrupa ülkelerine yazılıyor.
Biz Türkiye'de 1945 model şablonlarla siyasi ve ekonomik yorum yapmayı öğrendik. Artık bu şablonları terk edip daha sağlıklı düşünmeye alışmalıyız. Yoksa Avrupalılar gibi açıkta kalırız.
AKIN TEZEL
Biraz Da Dışarıya Bakalım
Prof.Dr. Bekir TAVAS
12 Eylül: Demokrasiye Vurulan Darbenin Bitmeyen Gölgesi
SERDAR CEMAL HOCA
Ticaret Odalarında Neden Vizyon Yok?
Serapla Tatlı Sert
Bir Sonraki Yangını Bugün Önleyebiliriz
Cemal Demirtaş
Bir Oğuz Vak'ası
YUSUF POLAT
Zirveye daha da zirveye
ERHAN DARGEÇİT
TBMM kapanmamalıdır
Hakan'ın Kalemin'den
Sevgili Dostlar...
DR.İSMAİL TEKPINAR