Geçtiğimiz gün Fethiye Gazeteciler Derneği basında sansürün kaldırılışının yıldönümü nedeniyle Fethiyeli gazetecilere Big Şef Restoranda bir yemek verdi. Organizasyonun her bakımdan mükemmel olduğu gözden kaçmıyordu. İşin yemek ve servis kısmı restoranın deneyimli personeli tarafından yapıldı, tam not aldı. Ödül dağıtımı, misafirlerin ağırlanması kısmını ise dernek yöneticileri üstlendi. Burada hiçbir aksaklık olmadı. Yıllardır bu işin içinde olan usta gazeteciler bu işi de alınlarının akıyla tamamladılar.
Buna karşılık Fethiye Belediyesinin aynı konuda düzenlediği toplantıda bir kısım eksiklikler olduğu konuşuluyor. Biz bu toplantıya katılmadık, anlatılanların yalancısıyız. Amacımız Belediyeyi eleştirmek de değil. Olabilir, Fethiye Belediyesi genellikle konser ve benzeri düzenlemeleri profesyonel şirketlere yaptırıyor ve tam not alıyor. Bu işi de "arkadaşlar yabancı değil, bütçeden para çıkmasın, bizim çocuklar hazırlığı yapıversin" düşüncesiyle belediye personeline havale etmiş olabilir. Genç arkadaşlar da bu konuda deneyimsiz oldukları için sonuç tam başarılı olmamış demek ki.
Burada görülen şu ki işi ehline vermek çok önemli. Belediyelerde olsun, sair kamu kuruluşlarında olsun KPSS şartıyla veya geçici olarak bir çok genç işe alınıyor. Bunların önemli bir bölümü diplomalı işsiz dediğimiz bir işe yaramayan üniversitelerden mezun gençler. Kamu yöneticileri bunları karşılarında görünce önce hangi işi yapmakla görevlendirecekleri konusunda kararsız kalıyorlar. Zamanla bu gençler tecrübe kazanıyorlar ama bir süre bazı hatalar yapıyorlar. Şunu yine önemle vurgulayalım, zorunlu lise uygulaması kaldırılmadıkça piyasada işe yarar adam bulmak gitgide zorlaşacak. Tören düzenlemesi önemli değil ama ciddi konularda da sıkıntılar büyük boyutlara ulaşmış durumda.
Buradan DOA uygulamasına geçelim. Çevre Bakanlığı çoğu yerlere bir takım atık kutuları koydu. Telefonunuza bir program indiriyorsunuz, bu programı kullanarak atık kutularına boş şişe atıyorsunuz. Şişe başı 1 lira hesabınıza kaydoluyor. İşin başlangıcı Emine Erdoğan'ın sıfır atık çalışmasına dayanıyor. Emine Hanım vatandaşların çevre temizliğine sahip çıkmasını sağlamak için böyle bir şey düşünmüş. Kendisi bu işin uzmanı olmadığı için bakanlık bürokratlarına danışıyor. Anlaşılan bu şahıslar da işe yabancı. İsviçre'de Almanya'da yapılan bir uygulamayı birebir kopyalayarak Türkiye'ye getirmişler.
Tabi sistem ilk günden kilitlenmiş. Sokaklarda hurda toplayan vatandaşlar araçlarına çuval çuval yükledikleri Pet ve cam şişeleri atık kutularının önüne getirmişler. Başlamışlar teker teker kutuya atmaya. Elinde birkaç şişe olan sıradan vatandaşlar ise dakikalarca kuyrukta beklemek zorunda kalmış. Sıra tam onlara geldiğinde kutu "ben doldum" diye alarm vermiş. Metal kutularda ise sorun yok. Zira kimse metal kutu getirmiyor. Bunların 70-80 tanesi 1 kilo geliyor. Hurda toplama merkezlerinde ise kilosu 80 liradan alıcı buluyor. Yani kutunun tanesi 1 liraya geliyor. Toplayıcı uzun süre kuyrukta bekleyip sınırlı sayıda kutu atacağına topladığı kutuların tamamını kantara koyup bir çırpıda parasını alıyor.
PET ve cam şişelerde ise böyle bir kolaylık yok. Bunların geri dönüşümü ekonomik olmadığı için alan yok. Toplayıcı zorunlu olarak DOA uygulamasına yönleniyor. İşin bir farklı boyutu da şurada ortaya çıkıyor. Bu malzemenin geri dönüşümü ekonomik değilse devlet neden geri dönüşümü için masraf ediyor. Amaç temizlikse belediyeler bu işi iyi kötü yapıyor, Yerdeki ve çöpteki atıklar atık imha merkezlerine götürülüp bir şekilde ortadan kaldırılıyor. Neden devlet masraf ediyor.
İşin bir başka sıkıntısı da hemen ortaya çıktı. Meşrubat üreticilerinden devlet şişe başına yaklaşık 2 lira tahsil ediyormuş. Çoğu şirket uygulama başlar başlamaz ürünlerine iki buçuk lira zam yapmış.
Şimdi banlık bürokratlarına soralım. Sahaya inmeden bir karar aldınız. Uygulama başlar başlamaz da sorunlarla karşılaştınız. Türkiye'de oldukça gelişmiş bir geri dönüşüm endüstrisi var. Örneğin İngiliz Donanmasının hurda gemileri Aliağa'da sökülüyor. Aluminyum kutular yine aynı yerde eritilip geri kazanılıyor. İşe başlamadan bari bu şirketlere danışsaydınız, size yol gösterirlerdi.
Bizim görüşümüz şu ki Çevre Bakanlığı ayrı bir bakanlık olarak yeniden yapılanmalıdır. Bir zamanlar Orman Bakanlığına bağlıydı, şimdi de Şehircilik Bakanlığına. Bakanımız Murat Kurum şehircilik işlerinde bir numara ama belli ki çevre işini bürokratlara bırakmış. Bu böyle gidemez, yoksa yakın bir zamanda AB ve ABD'deki çevreci lobilerin, sanayimizi yok etmek isteyen küresel çetelerin oyuncağı oluruz.
AKIN TEZEL
İşi Ehline Vermek Gerek
SERDAR CEMAL HOCA
İslam’da Sokak Hayvanlarını Beslemek – Ayet ve Hadislerle Merhametin Sınavı
Serapla Tatlı Sert
Muğla’da Hesaplaşma Dili Siyaseti Zehirler
Cemal Demirtaş
Bir Oğuz Vak'ası
YUSUF POLAT
Zirveye daha da zirveye
ERHAN DARGEÇİT
TBMM kapanmamalıdır
Hakan'ın Kalemin'den
Sevgili Dostlar...
DR.İSMAİL TEKPINAR