Bizim eve buzdolabı 1948 yılında girdi. Aynı buzdolabını rahmetli annem 2000 yılında ölünceye kadar kullandı. Tam 52 yıl. Hatırlarım, bir kere bozulmuştu. Gazı kaçmış dediler, bir usta elinde tüple gelip yeni gaz doldurup çalıştırdı.
Annem öldükten sonra eve yerleşen ağabeyim "ben bu eski buzdolabını istemem" deyip satıp yenisini almış. Bir kere ziyarete gittiğimde dolab çalışmıyordu. yepyeni dolap bozulmuş. Tamirci bekliyormuş. O da bir türlü gelmemiş.
Aynı süreci ben de yaşadım. 1984'te evlendiğimde bir arkadaşım bana yeni buzdolabı hediye etti. O tarihten beri 2011 yılına kadar aynı dolabı kullandım, hem de hiç bozulmadan. Ama devamlı taşınmaktan ötürü çoğu yeri yıpranmış, kırılmıştı. Çalışır durumda olmasına rağmen satmak zorunda kaldım.
Spot mağazadan yine eski tip bir buzdolabı aldım. Onu da 2022 yılına kadar kullandım. Bir kere motoru yandı, o kadar.
Sonunda şeytana uydum no frost dedikleri yepyeni bir dolap aldım 2022de. Aradan bir yıl geçmeden üst taraftaki devresi yandı. Allahtan garantisi bitmemişti ki hemen değiştirdiler. Bu yıl garanti süresi doldu . Süre biter bitmez da alet bozuldu. Tamirci çağırdım, kart yanmış dedi. Fethiye'de kartı tamir eden biri varmış, ona götürdü. Adam yaptım demiş, ama yapamamış. Dolap yine çalışmıyor. Yeni kart gelecekmiş. Tamircinin ismini de verirdim ama garip eski dükkan sahibiyle mahkemelik olmuş, şimdi bir tokat da bizden yemesin.
Baktım yanık kartı inceledim, oldukça basit bir devre. Ufak bir işlemci var üzerinde esas sorunu o çıkarıyormuş. O da orijinalmiş. Adamlar işin kolayını da bulmuşlar. Çoğu devreleri reçine içine yerleştirmişler. Ölçmek, ya da yerine yenisini takmak isterseniz reçineyi sökeceğim derken kart kırılıyor, iş bitiyor. Sözün kısası sizi esir almışlar.
Aynı sorun yeni otomobillerde de karşımıza çıkıyor. Bunlarınkine kart denmiyor, beyin deniyor. Ustaya götürüyorsun, abi bunun beyni yanmış, ver 20 kağıt değiştirelim diyor. Tamiri de aynı nedenlerle mümkün değil. Mutlaka yenisini alacaksınız. Çok şükür benim araba beyinsiz, tıkır tıkır çalışıyor beyni olmadan.
Büyük şirketler teknolojinin her alanına el atmışlar, insanları teknolojinin kölesi yapmışlar. Bir cihaz alıyorsunuz, birkaç yıl kullandıktan sonra sistem bunu desteklemiyor diye haber çıkıyor, zorunlu olarak cihazın bir ileri modelini alıyorsunuz. Bakıyorsunuz nerede bunun ilerlemesi diye, göremiyorsunuz. Belki de açma kapama düğmesinin yerini değiştirmişlerdir, bir de eski sistemle çalışmasın diye içine bir elektronik parça takmışlardır.
Sözün kısası önce bir talep yaratıyorlar, teknolojiye bağımlı hale getiriyorlar. Sonra o teknolojiyle sürekli oynayarak size sürekli yeni bir şeyler satıyorlar. Siz de bunları alabilmek için sürekli daha çok çalışıyor, daha çok yoruluyor,daha çabuk hastalanıyorsunuz. Çoluğunuzla,çocuğunuzla geçirebileceğiniz günleri sizi esir alan teknolojiye para yetiştirmek için harcıyorsunuz.
Aslında para da sorun değil. Aynı şirketler sahipleri oldukları bankalar aracılığıyla sizi tam olarak kendilerine bağlıyorlar, kredi kartları ve benzer çeşitli kredi oyunları aracılığıyla köleleştiriyorlar. Krediler geri dönmese de olur. Geri dönenler onlara yetiyor. Örneğin ben kredi ödemekte sabıkalı olduğum, Merkez Bankasında bu konuda kaydım bulunduğu halde bana bile kredi teklifleri geliyor. Hesaplar önceden yapılmış.
Karl Marx'ın en büyük yanılgısını sürekli gündeme getiririm, o da şudur. Marx'a göre teknoloji ilerledikçe insanların işlerini makinalar yapacak, insanlara yaşamak için daha çok zaman kalacak. Gerçek böyle değil, teknoloji ilerledikçe insanlar o teknolojinin kölesi olarak daha çok çalışmak zorunda kalıyorlar. Siz, siz olun teknolojinin kölesi olmayın.