Mevlana Celaleddin-i Rumi, asırlar ötesinden yankılanan hikmetli sözleriyle insanlığa rehber olmaya devam ediyor. Onun ölümsüz eseri Divanı Kebir'de yer alan şu söz, yaşamın en temel manevi meselelerine ışık tutar: "Tevbesiz ömür, can çekişmekten ibârettir. İnsanı yaşayan ölü hâline sokan ölüm ise Allah’dan habersiz olmaktır. Allah ile olunca ömür de hoştur, ölüm de…Fakat Allahsız olan kişiye âb-ı hayat bile ateştir." Bu söz, Mevlana tevbe ölüm ekseninde, hakiki yaşamın ve manevi dirilişin sırrını fısıldamaktadır.
Mevlana'ya göre, kişinin günahlarından pişmanlık duymaması, yani tevbesiz ömür sürmesi, sürekli bir ızdırap halidir. Bu durum, bedenen yaşıyor olsa bile ruhun tükenmişliğini ifade eden "can çekişmek" olarak nitelendirilir. Tevbe, geçmişin yüklerinden arınma, nefsi temize çıkarma ve ilahi rahmete yönelme kapısıdır. Bu manevi arınma gerçekleşmediğinde, kişi dünyevi meşgaleler içinde kaybolur ve aslında bir nevi yaşayan ölü haline gelir.
Sözün en çarpıcı kısmı, fiziksel ölümün değil, Allah'dan habersiz olmak halinin gerçek ölüm olarak tanımlanmasıdır. Bedenin durması kaçınılmaz bir sondur; ancak ruhun ilahi aşktan ve idrakten yoksun kalması, kişiyi en büyük yokluğa sürükler. Bu manevi yoksunluk, Allahsız ömür sürmenin ağır bedelidir. Tasavvuf dersleri bize, kalbin Allah'ın zikriyle diri kalmasının, dünya hayatındaki en büyük kazanç olduğunu öğretir.
Mevlana, manevi hayatın zirvesini "Allah ile olmak"ta görür. Bu idrak ve teslimiyet hali, hem ömrü hem de ölümü hoş kılar. Allah'ın rızasına odaklanmış bir yaşam, her zorluğa rağmen içsel huzuru beraberinde getirir. Zira kişi, her şeyin sahibine emanet olduğunu bilir. Bu teslimiyetle gelen ölüm ise, korkulacak bir son değil, sevgiliye kavuşma anıdır. Bu bakış açısı, Mevlana tevbe ölüm üçgeninde, hayatın tüm zorluklarını anlamlandırmaya yarayan en güçlü felsefedir.
Sözün son kısmı, manevi körlüğün trajedisini gözler önüne serer. Allahsız olan kişiye ebedi yaşam suyu (âb-ı hayat) bile fayda etmez, aksine "ateş" olur. Çünkü kişi, en büyük nimeti, yani ilahi sevgiyi ve idraki alacak manevi kapasitesini yitirmiştir. Dışsal hiçbir zenginlik, imkan ya da lütuf, içsel boşluğu dolduramaz.
Sonuç olarak, Mevlana'nın bu veciz ifadesi, bize tevbenin bir başlangıç, Allah'tan haberdar olmanın ise hakiki hayat olduğunu hatırlatır. Divanı Kebir'in bu derinliği, bizleri sadece bir manevi yolculuğa değil, aynı zamanda nefsimizin muhasebesine davet etmektedir.
AKIN TEZEL
Siyaset Üstü Kalmak
Serapla Tatlı Sert
GERÇEK YATIRIM DOSYALARI AÇILDI… HAYAL PROJELER SINIFTA KALDI!
SERDAR CEMAL HOCA
Ortaca’da Bir Annenin Çığlığı: Mevzuat mı, Vicdan mı?
Cemal Demirtaş
BEŞ SAAT BEŞ SANİYE
YUSUF POLAT
Zirveye daha da zirveye
ERHAN DARGEÇİT
TBMM kapanmamalıdır
Hakan'ın Kalemin'den
Sevgili Dostlar...
DR.İSMAİL TEKPINAR