İslam, insanı yalnızca Rabbine karşı sorumlu kılan bir inanç sistemi değildir. Aynı zamanda insanı insana karşı da mesul kılan ilahi bir nizamdır. Bu yüzden İslam’da ibadet kadar önemli, hatta bazı yönleriyle ibadetin kabulüne doğrudan etki eden bir kavram vardır: helalleşme.
Nice insanlar vardır; namazını kılar, orucunu tutar, hayır yapar. Fakat bir gönül kırmıştır, bir hakkı iade etmemiştir, bir ahı üzerinde taşır. İşte orada büyük bir tehlike başlar. Çünkü kul hakkı, ibadetin önüne geçen ağır bir yüktür. İslam’da helalleşme bu yüzden sıradan bir nezaket değil, imanın ahlaki omurgasıdır.
Kul Hakkı: Görünmeyen Ama En Ağır Yük
Kul hakkı denildiğinde çoğu insanın aklına yalnızca maddi haksızlıklar gelir. Oysa İslam’a göre kul hakkı çok daha geniştir.
Bir insanın onurunu zedelemek,
arkasından konuşmak,
iftira atmak,
emeğini görmezden gelmek,
gücünü kullanarak birini ezmek…
Bunların hepsi kul hakkıdır.
Ne yazık ki bu haklar çoğu zaman hafife alınır. “Bilmeden oldu”, “niyetim kötü değildi”, “o da abarttı” gibi cümlelerle vicdan rahatlatılmaya çalışılır. Oysa mesele niyet değil, sonuçtur. Kırılan bir kalp, görmezden gelinen bir emek, geciktirilen bir hak; ahiret terazisinde ağır gelir.
İslam ahlakı, insanın sadece doğruyu yapmasını değil, yanlışı telafi etmesini de emreder. İşte helalleşme bu telafinin adıdır.
Helalleşme: Nefsi Terbiye Eden Bir İbadet
Toplumda yaygın bir anlayış vardır:
“Helallik istemek insanı küçültür.”
Bu anlayış, nefsin fısıltısından başka bir şey değildir. Çünkü helallik istemek insanı küçültmez; kibri küçültür. Kibir küçülmeden de iman olgunlaşmaz.
Bir hatayı kabul edebilmek,
yanlış yaptığını söyleyebilmek,
özür dileyebilmek…
Bunlar güçsüzlük değil, iman cesaretidir. Nefsini susturabilen insan, kalbini yükseltir. Helalleşme, insanın kendisiyle yüzleşmesidir. Bu yüzleşmeden kaçanlar, hesabı ahirete bırakır. Oysa orada mazeretler değil, defterler konuşur.
Helalleşme Olmadan Tövbe Eksik Kalır
Tövbe, sadece “pişman oldum” demek değildir. Tövbe; hatayı terk etmek, bir daha dönmemeye niyet etmek ve zararı gidermektir. Eğer hata bir kulun hakkına girdiyse, o zarar helalleşmeden giderilmiş sayılmaz.
Allah’ın rahmeti geniştir, affı boldur. Ancak kul hakkı söz konusu olduğunda, ilahi adalet devreye girer. Çünkü hak sahibi bir kuldur ve o hakkı bağışlayacak olan da yine kuldur.
Bu yüzden tövbenin tamamlanması için helalleşme şarttır. Helalleşmeden edilen tövbe, yarım kalmış bir duadır.
Ahiret Terazisinde Helalleşmenin Yeri
Peygamber Efendimizin bildirdiği “müflis” hadisi, bu konunun ne kadar hayati olduğunu açıkça ortaya koyar. Nice insanlar vardır ki ahirete namazla, oruçla, sadakayla gelir. Fakat dünyada incittiği, hakkını yediği, iftira attığı insanların karşısına çıkar. O gün, sevaplar hak sahiplerine dağıtılır. Sevaplar yetmezse, onların günahları bu kişiye yüklenir.
Bu tablo, helalleşmenin sadece ahlaki değil, kader belirleyici bir mesele olduğunu gösterir.
Ahirette kimseye torpil yoktur.
Unvanlar, makamlar, süslü sözler orada geçmez.
Geçen tek şey hak ve adalettir.
“Sonra Helalleşirim” Aldanışı
İnsanın kendini kandırdığı en tehlikeli cümle şudur:
“Bir gün helalleşirim.”
O gün çoğu zaman gelmez. Çünkü ölüm randevu vermez. Ecel kapıyı çaldığında, “birazdan geliyorum” deme şansı yoktur. Bu yüzden helalleşme ertelenmez. Vasiyetlere, cenazelere, toplu helallik cümlelerine bırakılmaz.
Gerçek helalleşme;
hayattayken,
yüz yüze,
samimiyetle
ve telafiyle yapılır.
Bir gönül kırdıysan onaracaksın.
Bir hak yediysen iade edeceksin.
Bir iftira attıysan düzeltip özür dileyeceksin.
Aksi halde “helal olsun” cümlesi, vicdanı rahatlatır ama hesabı kapatmaz.
Toplumsal Huzurun Anahtarı
Bugün toplumda güven azalıyor, insanlar birbirine mesafeli yaşıyorsa, bunun sebeplerinden biri helalleşme kültürünün zayıflamasıdır. Herkes hakkını arıyor ama kimse hak vermek istemiyor. Herkes adalet istiyor ama adil olmak zor geliyor.
Oysa İslam toplumu, helalleşen bireyler üzerine inşa eder. Birey helalleşirse, kalp temizlenir. Kalpler temizlenirse, toplum huzur bulur.
Helalleşme; aileyi onarır, dostlukları iyileştirir, duaları güçlendirir.
Sonuç
İslam, hesap gününü unutturmayan bir dindir. Ve o günün en ağır sorusu şudur:
“Üzerinde kul hakkı var mı?”
Bu soruya temiz bir cevap verebilmek için bugün adım atmak gerekir. Gururu değil, vicdanı büyütmek gerekir. Sessizce yük taşımak yerine, helalleşerek yükü bırakmak gerekir.
Serdar Cemal Hoca der ki:
Dünyada helalleşmeyen, ahirette ağırlaşır.
SERDAR CEMAL HOCA
İslam’da Helalleşme: Hesap Gününe Hazırlık
Serapla Tatlı Sert
Muğla’da Hesaplaşma Dili Siyaseti Zehirler
AKIN TEZEL
Tuşlu Cep Telefonları Kullanımdan Kalkıyor Mu?
Cemal Demirtaş
Bir Oğuz Vak'ası
YUSUF POLAT
Zirveye daha da zirveye
ERHAN DARGEÇİT
TBMM kapanmamalıdır
Hakan'ın Kalemin'den
Sevgili Dostlar...
DR.İSMAİL TEKPINAR