İnsan, yeryüzünde en çok konuşan ama en az düşünen varlık hâline geldi. Günler hızla akıyor, takvimler yaprak yaprak düşüyor; fakat insanın kendisiyle yaptığı hesap aynı yerde sayıyor. Her sabah uyanıyoruz, her akşam yoruluyoruz. Çalışıyoruz, kazanıyoruz, kaybediyoruz. Buna rağmen asıl soruyu sormayı erteliyoruz: Bu hayatın benden istediği nedir?
Etrafımıza baktığımızda kusursuz bir düzenle karşılaşıyoruz. Gökyüzü bir ölçüyle duruyor, yeryüzü bir dengeyle ayakta. Zaman ne ileri kaçıyor ne geri kalıyor. Hiçbir şey başıboş değil. Ama insan, kendisini bu düzenin istisnası zannediyor. Sanki tek başına özgür, tek başına sorumsuz, tek başına hesapsız.
Oysa insanın en büyük yanılgısı burada başlıyor. Sahip olduğunu sandığı her şey aslında kendisine ait değil. Sağlık, güç, gençlik, makam, servet… Hepsi geçici. Daha dün var olan nice şey bugün yok. Daha dün güçlü olan nice insan bugün muhtaç. Buna rağmen insan, geçiciliği bilerek kalıcılık vehmiyle yaşıyor.
İnsan aklıyla övünüyor. Haklı da; çünkü akıl büyük bir nimet. Fakat akıl, yalnızca üretmek için değil, anlamak için verilmiştir. Sadece kazanmak için değil, idrak etmek için vardır. Akıl kalple buluşmadığında insanı büyütmez; kibri büyütür. İdrakle birleşmeyen bilgi, insanı hakikate değil, gurura götürür.
Hayatın her safhası bize bir gerçeği hatırlatır. Doğarken kimseye danışılmadı. Hangi ailede, hangi coğrafyada, hangi şartlarda dünyaya geleceğimizi biz seçmedik. Ölürken de seçmeyeceğiz. Bu ikisinin arasındaki süre ise bize “senindir” denilerek verilmiş bir emanettir. Emanet, sahibine iade edilmek üzere taşınır. Sahiplenilmek için değil.
İnsan çoğu zaman iyiliği över, kötülüğü lanetler. Ama iş tercihe geldiğinde konforunu seçer. Haksızlık uzaktayken tepki verir, yaklaştığında susar. Çünkü susmak daha az bedel ister. Oysa susulan her yanlış, zamanla normalleşir. Normalleşen her yanlış, vicdanı aşındırır. Aşınan vicdan, insanı en tehlikeli noktaya getirir: Hakikate karşı duyarsızlık.
İnsan kendisini yalnız zannediyor. Yaptıklarının görülmediğini, söylediklerinin duyulmadığını sanıyor. Oysa hayat başlı başına bir kayıt düzenidir. Her tercih, her niyet, her yöneliş bir iz bırakır. Kimse fark etmese bile, yapılan hiçbir şey boşa gitmez. Çünkü hayat, tesadüflerle değil, ölçüyle yürür.
Günde defalarca insana yön gösteren çağrılar var. Bu çağrılar, bir ritüelden ibaret değil. İnsanı hayata hizaya sokan duraklardır. Kişi bu duraklara uğramadığında, yolunu şaşırır. Yorulur ama dinlenemez. Kazanır ama doymaz. Çünkü ruh, kendisine verilen gıdayı alamaz.
Modern insanın en büyük problemi, her şeyi hızlandırıp anlamı yavaşlatmasıdır. Her şeye yetişmek ister ama kendine uğramaz. Ekranlar doludur, takvimler doludur; fakat kalpler boşalmıştır. İnsan, kendisini oyalayan şeylerle meşgul olurken, kendisini inşa edecek şeyleri ihmal eder.
Dünya, insana sunulmuş bir mülk değildir. Dünya, insanın sınandığı bir sahnedir. Burada alkış da vardır, yuhalama da. Övgü de vardır, yalnızlık da. Ama perde kapanınca geriye yalnızca insanın özü kalır. Sahip oldukları değil; oldukları konuşulur.
Bugün insanın ihtiyacı olan şey daha fazla bilgi değil, daha fazla farkındalıktır. Daha yüksek binalar değil, daha sağlam değerlerdir. Daha hızlı yollar değil, daha doğru yönlerdir. Çünkü yanlış yöne giden insan, hızlandıkça hedefinden uzaklaşır.
Her insanın hayatında bir durma anı olmalıdır. Kendisini kenara çekip şunu sormalıdır: Ben bu dünyada neyi çoğalttım? İyiliği mi, yoksa gürültüyü mü? Adaleti mi, yoksa bahaneyi mi? Bu sorular ertelendiğinde, cevaplar ağırlaşır.
Sonunda herkes aynı yere varacak. Ünvanlar kapıda kalacak, servetler geride duracak. İnsan, yalnızca niyetiyle ve amelinin yüküyle yürüyecek. İşte bu yüzden, bugün yapılan küçük tercihler yarın büyük sonuçlar doğurur.
Bu dünya, insanı oyalamak için çok şey sunar. Ama insan, oyalanmak için değil; anlamak, olgunlaşmak ve hazırlanmak için buradadır. Asıl kazanç, geride bırakılan mallar değil; ardında bırakılan izdir.
Serdar Cemal Hoca der ki:
“İnsan, bu dünyada ne kadar kaldığıyla değil; giderken ne götürdüğüyle ölçülür. Akıllı olan, geçici olana bağlanmaz; kalıcı olana hazırlanır.”