Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla...
Gündelik hayatın telaşı, bitmek bilmeyen dünyalık hedefler, ekranların bizi hapseden sanal dünyası derken; başımızı kaldırıp gökyüzünün o muazzam derinliğine bakmayı unuttuk. Güneşin her sabah nasıl bir intizamla doğduğunu, gecenin karanlığının yeryüzünü nasıl bir şefkatle örttüğünü sıradan bir tabiat olayı gibi kanıksadık. Oysa Yüce Yaradan, Âl-i İmran Sûresi 190 ve 191. ayetlerinde bizi bu körleşmeden uyandırarak muazzam bir tefekkür ufku açmaktadır:
"Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri (Ulül-Elbap) için elbette ibretler vardır. Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. 'Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru' derler."
Bu ayet-i kerimeler, sadece okunup geçilecek satırlar değil; insanı insan yapan idrakin, yani 'selim aklın' kullanma kılavuzudur. Selim akıl, eşyanın sadece zahirine (dış görünüşüne) değil, batınına (hikmetine) nüfuz edebilen akıldır. Göklerin ve yerin yaratılışı, gece ile gündüzün kusursuz döngüsü, aslında kâinat adı verilen o büyük kitabın sayfalarıdır. Ve bu kitabı hakkıyla okuyabilenler, her satırında Yüce Allah'ın kudretini ve ilmini görenlerdir.
Gözyaşlarıyla İnen Ayetler
Bu muazzam ayetlerin nüzul (iniş) sebebi ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)'in bu ayetler karşısındaki tutumu, bizlere tefekkürün dindeki yerini çok çarpıcı bir şekilde gösterir. Sahih kaynaklarda yer alan bir hadis-i şerifte, Hz. Aişe (ra) validemiz o unutulmaz geceyi şöyle anlatır:
"Hz. Muhammed (sav) bir gece kalktı, abdest alıp namaza durdu. Namazda o kadar ağladı ki gözyaşları göğsünü, hatta secde ettiği yeri ıslattı. Sabah ezanını okumak için gelen Hz. Bilal-i Habeşi (ra), Efendimizi bu halde görünce: 'Ya Resulallah, Allah senin geçmiş ve gelecek tüm günahlarını bağışlamışken seni bu kadar ağlatan nedir?' diye sordu. Efendimiz şöyle cevap verdi: 'Ey Bilal, şükreden bir kul olmayayım mı? Vallahi bu gece bana öyle ayetler indi ki, onu okuyup da üzerinde tefekkür etmeyen (düşünmeyen) kimseye yazıklar olsun!' Ardından Âl-i İmran Sûresi'nin bu ayetlerini okudu."
Bu hadis-i şerif, tefekkürün İslam'daki sarsılmaz yerini kanıtlar niteliktedir. Dinimiz sadece şekli ibadetlerden ibaret değildir; kalp ile tasdik, dil ile zikir ve akıl ile tefekkür sacayağı üzerine kuruludur.
Ayaktayken, Otururken ve Yatarken...
Ayetin ikinci kısmında zikredilen "ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken" ifadesi, insanın hayatındaki temel üç fiziksel duruşu özetler. Yani bir mümin, hayatın her anında, çalışırken (ayakta), dinlenirken (otururken) ve uykuya dalarken (yatarken) kalbiyle ve diliyle Yaradan'ı anmalıdır. Zikir, sadece tesbih tanelerini çevirmek değil; her nefeste Allah'ın huzurunda olduğunun bilinciyle (ihsan şuuruyla) yaşamaktır.
Hemen ardından gelen "Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler" vurgusu ise zikir ile tefekkürün birbirinden ayrılamayacağını gösterir. Şuursuz bir zikir kalbi tam manasıyla doyurmaz. Etrafındaki muazzam nizamı inceleyen bir zihin, "Rabbimiz! Bunu boş yere (batıl olarak) yaratmadın" gerçeğine ulaşır. Modern çağın en büyük hastalığı olan "nihilizm" (hiççilik) ve "anlamsızlık" hissinin tek ilacı da tam olarak budur: Kâinatta hiçbir şeyin, tek bir yaprağın dahi gayesiz, tesadüfi ve boş yere yaratılmadığını idrak etmek. Eğer kâinat boş yere yaratılmadıysa, sen de boş yere yaratılmadın ey insan! Senin de bir gayen, bir hedefin, bir sorumluluğun var.
Bir Dua, Bir Yakarış
İşte bu büyük idrakin ardından kulun yapabileceği tek şey, acziyetini bilerek Rabbine sığınmaktır. Sözlerimizi, bu ayetlerin ruhundan süzülen şu derin yakarışla noktalayalım:
Göklerin, yerin ve arasındaki her şeyin yegâne sahibi olan Allah'ım! Sana sonsuz hamd ediyoruz, bize verdiğin akıl, iman, sağlık ve sayısız nimetlerden dolayı sana sonsuz şükrediyoruz. Âlemlere rahmet olarak gönderdiğin sevgili Resulün Hz. Muhammed'e (sav) salât ve selâm ediyoruz. Selâm olsun hakikati tebliğ eden tüm peygamberlere ve Hakk'a tabi olan o güzel kullara.
Allah'ım! Bizi ve neslimizi, rızana lâyık bir kul, habibin Hz. Muhammed'e (sav) lâyık şuurlu bir ümmet eyle. Allah'ım! Dilimizden zikrimizi, aklımızdan fikrimizi, kalbimizden şükrümüzü, bedenimizden sağlığımızı ziyade eyle. Bizi ilmiyle amil olan, imanı kâmil, amelleri salih ve her işinde ihlâslı olan kullarından eyle. Ve bizleri, o zorlu günde ateş azabından koru.
Âmiiin, Yâ Muîn. Yâ ze'l-Celali ve'l-İkrâm.
Serdar Cemal Hoca