Bismillahirrahmanirrahim.
Kur’an-ı Kerim’in mucizevi anlatım gücü, Feth Suresi’nin 29. ayetinde adeta zirveye ulaşır. Rabbimiz bu muazzam ayette, Hz. Muhammed (s.a.v.) ve onun kutlu ashabını, o ashabın yolundan gidecek olan kıyamete kadarki tüm müminleri benzersiz bir tablo ile resmeder. Hudeybiye Antlaşması'nın hemen ardından, müminlerin kalplerinin kırık gibi göründüğü ama aslında en büyük fethin müjdelendiği o günlerde inen bu ayet, sadece o dönemi değil, bugünü de aydınlatır. Hem Tevrat’ta hem İncil’de asırlar öncesinden müjdelenmiş olan bu kutlu nesil; bugün camilerinde secde eden, çarşısında ahilik ahlakıyla selamlaşan, komşusuna karşılıksız el uzatan her mümin için en berrak aynadır.
Hudeybiye’nin Sabrından Doğan Çetin Duruş
Ayet-i kerime, müminin en temel iki karakteristiğini sarsılmaz bir dengeyle yan yana koyar: "İnkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı merhametlidirler." Bu ifade, İslam ahlakının üzerinde yükseldiği şefkat ve adalet terazisidir. Mümin, hak ve hakikat söz konusu olduğunda, mazlumun hakkı yendiğinde, inancına saldırıldığında Uhud Dağı gibi yerinden oynamaz; sarsılmaz ve çetin bir irade ortaya koyar. Fakat aynı mümin, din kardeşine, komşusuna, yolda kalmışa veya bir yetime karşı, bir annenin evladına duyduğu şefkatten çok daha yumuşak, engin bir merhamet pınarına dönüşür.
Hz. Ebubekir'in hilm (yumuşaklık) sahibi karakterinin zekat vermeyenler karşısında nasıl çetin bir kılıca dönüştüğünü, Hz. Ömer'in o sert ve tavizsiz mizacının bir yetim ağlaması karşısında nasıl merhametle gözyaşlarına boğulduğunu düşünün. Resûlullah (s.a.v.) bu mükemmel dengeyi şu sözlerle ümmetine öğütler:
"Mümin, yumuşak huylu, uzlaşmacı ve kolaylaştırıcıdır. Huysuz, geçimsiz ve hayrı olmayan kimsede hayır yoktur." (Heysemî, VIII, 23)
Bugün Anadolu'nun her köşesinde bu dengeyi kurabilmek, haksızlık karşısında dik durup, garibe merhametle eğilmek; o kutlu neslin manevi mirasını devralmak demektir.
Secdenin Yüze Vuran Işığı ve Kibrin Terki
Bu ilahî tablonun en dokunaklı, en iç titreten cümlesi şudur: "Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir." Tefsir alimleri, bu izin fiziki bir nasırdan ziyade; kalpteki takvanın, Allah korkusunun, kibrin terk edilişinin yüze vuran heybeti, vakarı, nuraniyeti ve tevazusu olduğunda birleşir. Kul, kibrin zirvesi olan başını, tevazunun en alt noktası olan toprağa koyduğunda, aslında göklere yükselmektedir.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) bu sırrı şöyle ifşa eder:
"Bir kulun Rabbi’ne en yakın olduğu an, secdeye vardığı andır. O hâlde secdedeyken çokça dua edin." (Müslim, Salât, 215)
Sabahın seher vaktinde, loş bir caminin kubbesi altında Rabbine yakaran o nurlu yüzlerdeki derin sükûnet, bu ayetin etten ve kemikten bürünmüş tefsiri değil de nedir?
Bir Ekin Gibi Büyümek: Fırtınalara Direnen İman
Rabbimiz, müminin manevi gelişimini tabiatın o mucizevi döngüsüyle, muazzam bir edebi benzetmeyle anlatır: "Onlar, filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekin gibidirler."
Bu metafor, aslında imanın meşakkatli ama bereketli evreleridir:
Filizini çıkarmak: İmanın kalbe ilk düşüşü, karanlık toprağı yarıp güneşe merhaba diyen o narin uyanıştır.
Kuvvetlenmek: Sadece inanmakla kalmayıp; ilimle, ibadetle, ihlas ve samimiyetle o narin filizi her gün gözyaşıyla beslemektir.
Kalınlaşmak: Hayatın getirdiği dertler, musibetler, hastalıklar ve dünyevi imtihanlar karşısında rüzgarda kırılmamak, kök salarak direnç kazanmaktır.
Gövdesi üzerine dikilmek: Kendi ayakları üzerinde duracak bir olgunluğa erişmek, topluma faydalı olmak, çevresine gölge veren ve meyve veren bir çınara dönüşmektir.
İşte İslam'ın mayasıyla yoğrulmuş her müminin hayat yolculuğu budur. Bu ekin, toprağa ne kadar sağlam tutunursa, dünyevi fırtınalar onu o kadar zor devirir.
Kökleri Derinlerde Olanların Büyük Müjdesi
Ayet-i kerimenin devamında, Allah’ın müminleri "inkârcıları öfkelendirmek için" bu denli sağlam, görkemli ve dirençli kıldığı belirtilir. Bu, hak yolda yürüyenlerin her çağda zorluklarla karşılaşacağının ilahî bir işaretidir. Mümin, zorluklar karşısında eğilmez; çünkü bilir ki her zorluk, kökünü biraz daha derinlere salması için bir vesiledir.
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurur:
"Müminin hâli gerçekten hayret vericidir. Onun her işi kendisi için hayırlıdır. Başına bir nimet gelse şükreder, bu onun için hayır olur. Başına bir musibet gelse sabreder, bu da onun için hayır olur." (Müslim, Zühd, 64)
Ayetin nihayeti ise yorgun kalplere inen ebedi bir şifadır: "Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir."
Ey Anadolu insanı! Ey bu topraklarda secde izini alnında ve kalbinde taşıyan güzel kardeşim! Gel, imanımızı bir ekin gibi büyütelim, secdenin nurunu yüzümüzde bir vakar gibi taşıyalım. Kardeşimize merhamet pınarı, haksızlığa karşı çetin bir sur olalım. Allah, bizleri Feth Suresi'nde müjdelenen o kutlu neslin şerefli izinden ayırmasın. Amin.
SERDAR CEMAL HOCA
Feth Suresi 29. Ayet Işığında: Kutlu Neslin İzinde
Prof.Dr. Bekir TAVAS
Siyasi Ahlak Kanunu Yetmez: Önce Kendi Evimizden Başlamalıyız
AKIN TEZEL
Mazot Neden Pahalı
YUSUF POLAT
Kocaman bir hayal kırıklığı
Serapla Tatlı Sert
Bir Sonraki Yangını Bugün Önleyebiliriz
Cemal Demirtaş
Bir Oğuz Vak'ası
ERHAN DARGEÇİT
TBMM kapanmamalıdır
Hakan'ın Kalemin'den
Sevgili Dostlar...
DR.İSMAİL TEKPINAR