Kâinatın Efendisi, alemlere rahmet olarak gönderilen o kutlu varlık, bir gün bir aileyi ziyarete gider. Ev halkı, Resulullah’ı ağırlamanın huzuru ve sevinciyle adeta bayram eder. Fakat evin küçük oğlu, hayatı boyunca ilk defa gördüğü bu kalabalığın, bu hürmetin ve heyecanın ortasında biraz çekinir, ürker, bir türlü adım atıp o mübarek eli öpmeye yaklaşamaz.
Annesi yumuşaklıkla teşvik eder:
“Haydi yavrum, git, Peygamber Efendimizin elini öp.”
Çocuk durur, ilerleyemez. Bu kez annesi gönlünü alıcı bir sesle:
“Git, Peygamber Efendimiz sana şeker verecek,” der.
O anda öyle bir şey oldu ki, orada bulunanlar belki o an tam anlayamadı ama asırlar sonra bile hâlâ ibretle okunacak bir ders verildi. Peygamber Efendimiz derhal yerinden kalktı, kapıya yöneldi ve dışarı çıktı. Uzun sürmedi ama ter içinde dönünce şaşkınlıkla soruldu:
“Ya Resulullah, nereye gittiniz, merak ettik?”
O mübarek dudaklardan şu cevap döküldü:
“Siz çocuğa, ‘Peygamberimiz sana şeker verecek’ dediniz. Çocuk bana inanıp gelecekti. Yanımda şeker yoktu. Çarşıya gittim, aradım, çoğu kapalıydı, nihayet bir yerde buldum ve getirdim. Eğer getirmeseydim, çocuk bana bir daha inanmazdı.”
Bu hikâyeyi elli yıl önce okumuştum. O günden beri hiç aklımdan çıkmadı. Düşündükçe anladım: insan ilişkileri en ince, en hassas dengeler üzerinde kurulur. Bir gülümseme, bir söz, bir vaat; hepsi birer tuğladır gönül köprüsünde. Bir kere o köprü sarsılırsa, bir kere güven kırılırsa; onarmak yıllar alır, bazen de imkânsız olur.
Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ve sözünüze sadık kalın.” (Ahzâb Suresi, 33:70)
Ve yine:
“Söz verdiğiniz zaman sözünüzü tutun…” (Bakara Suresi, 2:40)
Peygamber Efendimiz de bu ilahi emri hayatının her anında yaşayan, en mükemmel uygulayıcıdır. Şu hadis-i şerif ne kadar derindir:
“Müminin alâmeti dörttür: sözü doğru, emaneti korur, vaadinde durur, konuştuğunda güzel söyler.” (Tirmizî)
Ve en bilineni, en uyarıcı olanı:
“Sözünde durmayanın imanı yoktur.” (Ahmed b. Hanbel)
Bu ilke, sadece yabancılara karşı değil; en sevdiklerimize, eşimize, çocuklarımıza, dostlarımıza karşı da geçerlidir. İşte bu bilinçle kırk dört yıllık evliliğimde bir kerre bile eşime yapamayacağım bir şeyi “yaparım” demedim. Bir kerre bile boş bir ümit vermedim. Çünkü öğrendim: güven, en yakın çevreden başlar, orada yeşerir, orada büyür.
Bazı anne babalar sabah evden çıkarken çocuklarına “Sana çikolata getireceğim” der. Çocuk o sözü yüreğine koyar, güneşin batışını bekler, kapı sesini dinler. Çoğu zaman büyük unutur, önemsemez. Çocuk elinde boşlukla kalır. O günden sonra bir daha o söz aynı ağırlıkta gelmez. İnanç sarsılır.
“Ne var bunda?” diyenler çıkabilir. Ama var. İnsanlık bununla ayakta durur. Allah Resulü şu uyarıyı asırlar öncesinden yapmıştır:
“Kim bir çocuğa ‘şunu sana vereceğim’ der de vermezse, o yalan sayılır.” (Sahih-i Ebu Davud)
Peygamber Efendimiz hayatı boyunca ne demişse yapmış, hiç kimseyi hayal kırıklığına uğratmamıştır. Zor zamanlarda bile, savaş ortamında bile, en sıkıntılı anlarda bile sözünden dönmemiştir. O, sadece bizim için değil, doğan güneş, ay ve yıldızlar altında yaşamış bütün insanlar için en kusursuz, en parlak örnektir.
Allah Teâlâ şahitlik eder:
“Andolsun, Allah Resulü sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşanlar ve Allah’ı çok zikredenler için en güzel örnektir.” (Ahzâb Suresi, 33:21)
O şeker için çarşıya gitti. Çünkü bir çocuğun kalbinde kırılacak güveni, bütün dünyaya tercih etti. Biz ne yapıyoruz? Büyük işlerde dürüst olmaktan konuşuyoruz ama en küçük sözü, en yakınımızı unutuyoruz.
Gelin bir kararlılık verelim bundan sonra: Yapamayacağımız şeyi söylemeyelim. Söylediysek, ne pahasına olursa olsun yerine getirelim. En yakınımızdan başlayarak herkese karşı sözümüzü koruyalım.
Çünkü sonunda kazanan dürüst olan, kaybeden ise sözü hafife alan olur.
“Kim Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah’a güvenir, O ona yeter.” (Talak Suresi, 65:2-3)
Onun izinde yürüyebilenlere ne mutlu. Sözünde duranlara ne mutlu. Güveni koruyanlara ne mutlu.
SERDAR CEMAL HOCA
Serdar Cemal Hoca: Sözünde Durmak, En Büyük İman ve En Güzel Örnek
Prof.Dr. Bekir TAVAS
Muğla’da Siyasetin Yeni Sınavı: Liderlerin Partisi mi, Üyelerin Partisi mi?
AKIN TEZEL
Mazot Neden Pahalı
YUSUF POLAT
Kocaman bir hayal kırıklığı
Serapla Tatlı Sert
Bir Sonraki Yangını Bugün Önleyebiliriz
Cemal Demirtaş
Bir Oğuz Vak'ası
ERHAN DARGEÇİT
TBMM kapanmamalıdır
Hakan'ın Kalemin'den
Sevgili Dostlar...
DR.İSMAİL TEKPINAR