Muğla siyasetinde son dönemde yaşanan teşkilat hareketliliklerini, istifaları ve yeni yapılanmaları izlerken aklıma hep aynı soru geliyor:
Siyasi partiler liderlerin mi, üyelerin mi?
Aslında bu yalnızca Muğla’nın değil, Türk siyasetinin uzun yıllardır cevap aradığı temel sorulardan biri.
CHP, AK Parti, MHP veya diğer siyasi yapılar… Gelenekleri, ideolojileri ve örgütlenme biçimleri farklı olabilir. Fakat hepsinin önünde aynı sınav var: Kurumsallaşma.
Çünkü siyasi parti yalnızca genel başkan değildir.
Milletvekili değildir.
Belediye başkanı veya il başkanı hiç değildir.
Bir siyasi partinin gerçek gücü; mahalleden ilçeye, ilçeden ile ve ilden genel merkeze uzanan teşkilat yapısında ortaya çıkar.
Kişiler gelir, görev yapar ve gider.
Kurumlar ise kalır.
Muğla tam da bu açıdan önemli bir siyasi laboratuvardır.
Bodrum’un gerçeği ile Seydikemer’in gerçeği aynı değildir. Milas’ın ekonomik yapısıyla Datça’nın öncelikleri farklıdır. Fethiye başka sorunlarla uğraşırken Ula’nın, Akyaka’nın veya Kavaklıdere’nin beklentileri başka olabilir.
Böylesine farklı bir coğrafyayı yalnızca Ankara’dan okumaya çalışırsanız hata yaparsınız.
Siyasetin sahadaki gözü ve kulağı teşkilatlardır.
Esnafın ne söylediğini onlar duyar.
Çiftçinin sıkıntısını onlar bilir.
Turizmcinin beklentisini, emeklinin geçim derdini, gençlerin gelecek kaygısını ilk onlar görür.
Bu nedenle parti üyesini yalnızca kongrede el kaldıran veya seçim zamanı afiş asan kişi olarak görmek siyasetin en büyük yanılgılarından biridir.
Üye, siyasi partinin sahadaki vicdanıdır.
Elbette güçlü liderler önemlidir.
Toplumu harekete geçirir, siyasi yön belirler ve seçmenle bağ kurarlar. Ancak güçlü lidere sahip olmak başka, lidere bağımlı parti olmak başkadır.
Bir siyasi yapı tek bir kişinin etrafında ayakta duruyorsa, o kişi gittiğinde yapı da sarsılır.
Kurumsallaşmış siyasi partide ise isimler değişir ama sistem çalışmaya devam eder.
O nedenle CHP’nin de, AK Parti’nin de, MHP’nin de ve yeni siyasi yapıların da kendilerine şu soruyu sormaları gerekiyor:
Kararları birkaç kişi mi veriyor, yoksa üyelerin sesi gerçekten karar mekanizmalarına ulaşıyor mu?
Bence meselenin düğüm noktası burada.
Ankara konuşurken Muğla susmamalıdır.
Genel merkezler elbette güçlü olacaktır. Ancak Muğla’nın neye ihtiyacı olduğunu yalnızca Ankara belirliyorsa yerel teşkilatların varlık nedeni sorgulanır hâle gelir.
Muğla’daki bir ilçe başkanı gerektiğinde kendi genel merkezine, “Buradan bakınca mesele sizin gördüğünüz gibi değil” diyebilmelidir.
Çünkü sağlıklı siyaset yalnızca yukarıdan aşağıya talimat vermek değildir.
Mahalleden ilçeye, ilçeden ile, ilden genel merkeze doğru da bilgi ve irade akmalıdır.
Asıl demokrasi kültürü burada başlar.
Bir başka mesele daha var.
Muğla siyaseti sürekli isimleri konuşmaktan yorulmamalıdır.
Kim hangi göreve gelecek?
Kim hangi partiye geçti?
Kim kiminle hareket ediyor?
Bunlar siyasetin doğal parçalarıdır ama Muğla’nın gerçek gündemi bunlardan çok daha büyüktür.
Suyumuz ne olacak?
Turizmi nasıl 12 aya yayacağız?
Tarımı nasıl koruyacağız?
Gençlerimizi Muğla’da nasıl tutacağız?
Plansız yapılaşmanın önüne nasıl geçeceğiz?
Merkezi yönetim ile belediyeler arasındaki iş birliğini nasıl güçlendireceğiz?
Muğla siyasetinin asıl rekabet alanı bunlar olmalıdır.
İsimler değil fikirler yarışmalıdır.
Çünkü demokrasi yalnızca sandık değildir.
Demokrasi; katılım, istişare, eleştiri ve ortak akıldır.
Liderler önemlidir.
Ama liderlerden daha önemli bir şey vardır:
Kurumlar.
Kurumların arkasında ise üyeler ve vatandaş vardır.
Muğla siyasetinin önündeki yeni sınav tam olarak budur.
Liderlerin partisini mi oluşturacağız, yoksa üyelerin ve kurumların partisini mi?
Bu sorunun cevabını Ankara’daki genel merkezlerden önce Muğla’nın ilçelerinde, mahallelerinde ve teşkilatlarında aramak gerekir.
Çünkü siyaset yukarıda şekillenebilir.
Ama gerçek siyaset aşağıdan başlar.
Prof.Dr. Bekir TAVAS
Muğla’da Siyasetin Yeni Sınavı: Liderlerin Partisi mi, Üyelerin Partisi mi?
SERDAR CEMAL HOCA
Sırat-ı Müstakim: Gerçek Huzurun Yolu
AKIN TEZEL
Mazot Neden Pahalı
YUSUF POLAT
Kocaman bir hayal kırıklığı
Serapla Tatlı Sert
Bir Sonraki Yangını Bugün Önleyebiliriz
Cemal Demirtaş
Bir Oğuz Vak'ası
ERHAN DARGEÇİT
TBMM kapanmamalıdır
Hakan'ın Kalemin'den
Sevgili Dostlar...
DR.İSMAİL TEKPINAR