İSRAİL’İN TÜRKİYE HESABI: ANKARA’NIN MASADA GÖRÜNMEYEN KOZU

Mehmet Emir Aksoy, Günaydınmilas'a yaptığı değerlendirmede Türkiye-İsrail hattındaki gerilimi ve Ankara’nın stratejik caydırıcılığını değerlendirdi.

ANKARA - 24-08-2026 14:51 112 kez okundu.

İSRAİL’İN TÜRKİYE HESABI: ANKARA’NIN MASADA GÖRÜNMEYEN KOZU

Türkiye ile İsrail arasındaki gerilim bölgesel gelişmelerle birlikte yeni bir boyut kazanırken, iki ülkenin askerî kapasitesinin yanı sıra stratejik dayanıklılıkları da tartışma konusu olmaya devam ediyor.

Günaydınmilas'a değerlendirmelerde bulunan Mehmet Emir Aksoy, devletler arasındaki güç mücadelesinin yalnızca silah sistemleri ve askerî envanter üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, Türkiye’nin sahip olduğu stratejik avantajlara dikkat çekti.

Aksoy, İsrail’in istihbarat, hava gücü, elektronik harp, hassas vuruş ve ileri teknoloji alanlarında önemli kapasitelere sahip olduğunu ifade ederken, ABD ile olan güçlü askerî ilişkisini de İsrail açısından önemli bir unsur olarak değerlendirdi.

Ancak Türkiye’nin de yalnızca mevcut askerî platformları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Aksoy, “Türkiye bir NATO ülkesidir. On yıllara yayılan ittifak tecrübesi, geniş coğrafi hareket alanı, güçlü hava ve deniz unsurları, gelişen savunma sanayii ve çok yönlü diplomatik kapasitesi Ankara’nın elindeki denklemi farklılaştırmaktadır.” ifadelerini kullandı.

“Türkiye’nin asıl kozu envanter listelerinde görünmüyor”

Türkiye’nin savunma sanayiindeki dönüşümünün birkaç başarılı platformla sınırlı olmadığını belirten Aksoy, Ankara’nın giderek daha fazla kendi teknolojisini geliştiren, üreten ve ihraç eden bir güvenlik aktörüne dönüştüğünü söyledi.

Aksoy’a göre Türkiye’nin asıl stratejik avantajlarından biri ise doğrudan envanter listelerinde görülmeyen stratejik derinliği.

Kısa süreli çatışmalarda teknoloji ve hassas vuruş kabiliyetlerinin belirleyici olabileceğini ifade eden Aksoy, savaşın uzaması durumunda coğrafya, lojistik, ekonomik dayanıklılık, enerji güvenliği, kritik altyapılar ve toplum psikolojisi gibi unsurların da belirleyici hale geleceğine dikkat çekti.

“Türkiye’nin hareket alanı daha geniş”

İsrail’in küçük coğrafyasında kritik altyapıların yoğunlaşmasının uzun süreli ve yüksek yoğunluklu bir çatışma açısından stratejik kırılganlık oluşturabileceğini belirten Aksoy, Türkiye’nin ise geniş coğrafyası, farklı denizlere erişimi ve çok yönlü hareket alanıyla farklı bir stratejik konuma sahip olduğunu değerlendirdi.

Aksoy ayrıca Türkiye’nin uzun yıllara dayanan devlet ve diplomasi tecrübesinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Modern İsrail Devleti’nin 1948’de kurulduğunu hatırlatan Aksoy, Türk devlet geleneğinin askerî, siyasi ve diplomatik hafızasının çok daha uzun bir tarihsel geçmişe dayandığını belirtti. Bunun İsrail’in güvenlik kapasitesini küçümsemek anlamına gelmediğini özellikle vurgulayan Aksoy, İsrail’in kuruluşundan itibaren güçlü bir güvenlik devleti kapasitesi geliştirdiğine dikkat çekti.

“Amaç savaş değil, savaşı rasyonel seçenek olmaktan çıkarmak”

Türkiye’nin caydırıcılığının yalnızca sahip olduğu silah sistemlerinin toplamından ibaret olmadığını ifade eden Aksoy, Ankara’nın kriz dönemlerinde farklı güç merkezleriyle ilişki kurabilme ve askerî, siyasi ve ekonomik unsurları birlikte yönetebilme kapasitesinin önemli olduğunu söyledi.

Aksoy, “Türkiye’nin hedefi savaş aramak değil, savaşı karşı taraf açısından rasyonel bir seçenek olmaktan çıkarmaktır.” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail açısından en büyük stratejik hatanın Türkiye’nin yalnızca görünen kapasitesini hesaplamak olabileceğini belirten Aksoy, bazı devletlerin gücünün envanterlerinde, bazılarının ise kriz başladığında ortaya çıktığını ifade etti.

“Türkiye’nin caydırıcılığı hesaplanması zor sonuçlarda yatıyor”

Aksoy’a göre Ankara’nın masadaki en önemli kozu, Türkiye ile yaşanabilecek bir çatışmanın askerî sonuçlarının yanı sıra siyasi, ekonomik ve bölgesel sonuçlarının da oldukça geniş olması.

Değerlendirmesinin sonunda Türkiye açısından temel stratejinin savaş aramak değil, güçlü bir caydırıcılık oluşturmak olduğunu belirten Aksoy, şu ifadeleri kullandı:

“Savaşı istememek; fakat kimsenin Türkiye’yle savaşmayı kolay, kısa ve düşük maliyetli bir seçenek olarak göremeyeceği bir devlet kapasitesine sahip olmak.”

Aksoy’un değerlendirmesine göre Türkiye-İsrail denkleminde belirleyici unsur yalnızca hangi ülkenin daha fazla silaha sahip olduğu değil; krizin ne kadar sürdürülebileceği, tarafların ne kadar dayanabileceği ve savaşın askerî alanın dışındaki sonuçlarının nasıl yönetilebileceği olacak.

Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
“Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın 2. İletişim Şûrası’na TİMBİR’den Yoğun Katılım”

“Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın 2. İletişim Şûrası’na TİMBİR’den Yoğun Katılım”

28-07-2026 - ANKARA

Mehmet Emir Aksoy’dan İsrail güvenlik doktrinine tarihsel analiz: Haganah’tan Mossad’a uzanan süreç kitaplaştı

Mehmet Emir Aksoy’dan İsrail güvenlik doktrinine tarihsel analiz: Haganah’tan Mossad’a uzanan süreç kitaplaştı

06-07-2026 - ANKARA