Siyasi Ahlak Kanunu Yetmez: Önce Kendi Evimizden Başlamalıyız

Prof.Dr. Bekir TAVAS

27-09-2026 22:00

 

 

Türkiye’de siyasetin en kolay tarafı rakibinizden ahlaklı, şeffaf ve hesap verebilir olmasını istemektir.

Zor olan, aynı ölçüyü kendi partinize ve kendi arkadaşınıza uygulayabilmektir.

Son günlerde yaşanan fon tartışması ve Fatma Betül Sayan Kaya’nın AK Parti’deki görevlerinden affını istemesi, Türkiye’ye siyasi ahlak konusunda önemli bir tartışma alanı açtı.

Aynı günlerde Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden Siyasi Ahlak Kanunu çağrısında bulunması ve CHP açısından “arınma” kavramını gündeme taşıması da tesadüf değildir.

Aslında iki gelişme bize aynı soruyu sorduruyor:

Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca yeni bir kanun mu, yoksa yeni bir siyasi kültür mü?

Kaya Olayında İki Ayrı Sorumluluk

Öncelikle bir ayrımı açık biçimde yapmak gerekir.

Fatma Betül Sayan Kaya hakkında kamuoyuna yansıyan sermaye piyasası işlemleri ve kazanç iddiaları bulunmaktadır.

Bunlar ciddi biçimde araştırılmalıdır.

Ancak iddiaların hukuken suç oluşturup oluşturmadığına gazeteciler, siyasetçiler veya sosyal medya karar veremez.

Bunun adresi hukuk ve yargıdır.

Masumiyet karinesi herkes için geçerlidir.

AK Partili için de, CHP’li için de, MHP’li için de.

Fakat siyasette hukuki sorumluluğun yanında bir de siyasi sorumluluk vardır.

Kaya’nın görevlerinden ayrılma kararının asıl önemi burada ortaya çıkmaktadır.

Görevden ayrılmak suçun kabulü değildir.

Aksine siyasi makam ile devam eden tartışma arasına mesafe koymak anlamına gelebilir.

Türkiye siyasetinin bu ayrımı öğrenmesi gerekiyor:

Mahkeme suçlu olup olmadığınızı belirler.
Siyasi sorumluluk ise taşıdığınız makamın güvenini koruyup koruyamadığınızla ilgilidir.

Ancak görevden ayrılmak meselenin sonu da değildir.

Tam tersine, sorular şimdi başlamalıdır.

Fonlarda olağan dışı işlemler oldu mu?

Olduysa zamanında tespit edildi mi?

Denetleyici kurumlar görevlerini eksiksiz yerine getirdi mi?

Herhangi bir siyasi veya bürokratik nüfuz kullanıldı mı?

İçeriden bilgi kullanımına ilişkin somut bir bulgu var mı?

Varsa sorumlular kimlerdir?

Yoksa adı geçen insanların üzerindeki şüphe neden devam etsin?

Hukuk devleti iki taraflı çalışır:

Suç varsa ortaya çıkarır, suç yoksa insanın itibarını korur.

Siyasi Ahlak Kanunu Çözüm mü?

Tam bu noktada Kılıçdaroğlu’nun Siyasi Ahlak Kanunu çağrısı önem kazanıyor.

Türkiye’de siyasi etik konusunda daha açık kurallar elbette tartışılmalıdır.

Mal bildirimleri, çıkar çatışmaları, kamu kaynaklarının kullanılması, yakınlara sağlanan menfaatler, ihale süreçleri ve siyasi nüfuzun kişisel menfaat amacıyla kullanılmasının önlenmesi konusunda güçlü düzenlemeler gereklidir.

Ama bir gerçeği de kabul etmeliyiz:

Kanun tek başına ahlak üretmez.

Dünyanın en iyi Siyasi Ahlak Kanunu’nu çıkarabilirsiniz.

Fakat siyasi parti kendi mensubunun yanlışını görmezden geliyor, rakibinin yanlışında ise ayağa kalkıyorsa sorun devam eder.

İşte Türkiye’nin gerçek siyasi ahlak sınavı budur.

Önce Kendi Evimiz

Kılıçdaroğlu CHP’de “arınma” diyorsa bu çağrının ilk sınavı CHP’nin kendisi olmalıdır.

CHP kendi belediyelerinde şeffaflığı sağlamalıdır.

Kendi teşkilatlarında liyakati korumalıdır.

Kendi mensupları hakkında ciddi iddialar ortaya çıktığında, rakiplerinden beklediği açıklığı kendisi de göstermelidir.

Ama aynı ölçüyü yalnızca CHP’ye uygularsak yine yanlış yaparız.

AK Parti de şeffaflık diyorsa önce kendi kadrolarında bunu göstermelidir.

MHP devlet ciddiyetinden söz ediyorsa kendi teşkilatlarında aynı standardı uygulamalıdır.

Yeni siyaset iddiasıyla ortaya çıkan partiler de eski siyasetin alışkanlıklarını tekrar etmemelidir.

Çünkü;

Yeni tabela, yeni siyaset değildir.

Yeni siyaset, kendi arkadaşınızın yanlışına da rakibinizin yanlışı kadar açık biçimde karşı çıkabilmektir.

Fon Olayı Bir Kişiden Daha Büyük

Fatma Betül Sayan Kaya tartışmasını yalnızca bir siyasetçinin görevden ayrılması seviyesinde bırakırsak asıl meseleyi kaçırırız.

Çünkü sermaye piyasalarının temelinde güven vardır.

Vatandaş parasını borsaya yatırırken herkesin aynı kurallara tabi olduğuna inanmak ister.

Siyasetçinin, bürokratın, iş insanının ve küçük yatırımcının aynı denetim mekanizması içinde bulunduğundan emin olmak ister.

Bu nedenle fon tartışmasının gerçek sorusu şudur:

Türkiye’de siyaset ile finans arasındaki ilişki yeterince şeffaf mı?

Siyasi görev taşıyan kişilerin finansal işlemlerinde çıkar çatışmasını önleyecek mekanizmalar yeterli mi?

Mal bildirimi sistemi gerçekten etkili mi?

Denetleyici kurumlarımız yeterince güçlü mü?

Kamuoyunun güvenini sağlayacak açıklık mevcut mu?

Bunları tartışmak herhangi bir kişiyi suçlamak değildir.

Tam tersine, sistemi güçlendirmektir.

Muğla’da da Ölçü Aynı Olmalı

Bu ilke Ankara’da geçerli olduğu kadar Muğla’da da geçerli olmalıdır.

Belediyelerde şeffaflık istiyorsak hangi partinin belediyesi olduğuna bakmamalıyız.

Kamu kaynaklarının hesabını soruyorsak parti rozetine göre davranmamalıyız.

Liyakat diyorsak kendi yakınımız için istisna üretmemeliyiz.

CHP’li belediyeden istediğimiz şeffaflığı AK Partili belediyeden de istemeliyiz.

Merkezi yönetimden beklediğimiz hesap verebilirliği yerel yönetimden de beklemeliyiz.

Çünkü makam değişince ahlakın ölçüsü değişmez.

Türkiye’ye Ortak Bir Siyasi Ahlak Standardı

Türkiye’nin ihtiyacı birbirini suçlayan iki ayrı siyasi ahlak anlayışı değildir.

Bir tane ortak ölçüye ihtiyacımız var.

Kim iktidardaysa ona başka, muhalefettekine başka hukuk uygulanmamalıdır.

Kim bizim partimizdense başka, rakibimizse başka siyasi ahlak standardı kullanılmamalıdır.

Masumiyet karinesi herkes için geçerli olmalıdır.

Şeffaflık herkes için geçerli olmalıdır.

Hesap verebilirlik herkes için geçerli olmalıdır.

Siyasi sorumluluk herkes için geçerli olmalıdır.

O hâlde çağrımız bütün siyasi partilere olsun:

Rakibinizden hesap sormadan önce kendi hesabınızı açık tutun.

Rakibinizden şeffaflık istemeden önce kendi kapınızı açın.

Rakibinizden siyasi ahlak beklemeden önce kendi teşkilatınızda uygulayın.

Fatma Betül Sayan Kaya olayı bize bir fırsat sunuyor.

Bu tartışmayı bir kişinin veya bir partinin meselesi hâline getirip birkaç hafta sonra unutabiliriz.

Ya da buradan Türkiye için kalıcı bir siyasi etik anlayışı çıkarabiliriz.

Tercih ikincisi olmalıdır.

Çünkü güçlü demokrasi, hiç hata yapılmayan bir düzen değildir.

Hata veya ciddi iddia karşısında kurumların çalıştığı, siyasetin hesap verdiği ve hukukun kişiye göre değişmediği düzendir.

Siyasi Ahlak Kanunu çıkarılabilir.

Kurallar değiştirilebilir.

Denetim mekanizmaları güçlendirilebilir.

Ama gerçek reform için bir adım daha gerekiyor:

Siyaset önce kendi evinden başlamalıdır.

Çünkü Türkiye’de siyasi ahlak değişecekse değişimin ilk adresi rakibimizin kapısı değil,

kendi kapımız olmalıdır.

DİĞER YAZILARI Muğla’da Siyasetin Yeni Sınavı: Liderlerin Partisi mi, Üyelerin Partisi mi? 01-01-1970 03:00 İçeride Muhalefet, Dışarıda Devlet Aklı: “Onlar Sanıyorlar ki…” 01-01-1970 03:00 Muğla’da Cumhur İttifakı Ortak mı, Rakip mi? 01-01-1970 03:00 12 Eylül: Demokrasiye Vurulan Darbenin Bitmeyen Gölgesi 01-01-1970 03:00