Kategorilenmemiş
Giriş Tarihi : 10-10-2014 07:32   Güncelleme : 10-10-2014 07:32

"Ben seni çok sevdim"

Artık bu dünyada olmayan birinden kalanları bir kenara toplamak fikri hiç hoş gelmese de, annesini çok uzaktayken kaybetmiş bir arkadaşıma hayır diyemediğim için buradayım. Tek katlı eski bir mimariye sahip eve adımımı atar atmaz, başka bir dünyaya girmiş gibi oldum.

Eşyalar hala tozlanmamış, her yerde onun son olarak bıraktığı izler var. Ev sahibinden izin almadan girdiğim bu evde kendimi biraz hırsız gibi hissetsem de, eşyalar, o evin havası hemen sarıverdi beni. Bir sıcaklık, yaşanmışlık vardı. Ve tüm eşyalara sinmişti bu duygu neredeyse. Işıkları yaktım ve hiçbir şeye dokunmadan önce son haliyle beynime kaydetmek istedim. 
Bu dünyada altmış beş yıl yaşamış ve bu hayatı kendisiyle, yalnızlığıyla, çok az dostuyla doldurmuş, oğlunun söylediğine göre bu hayattan hoşnut gitmiş bir anneydi. Duvarlarda kendi çektiği fotoğraflar vardı, sonra bazı çizimleri.  Dünyaya bakışını anlatan fotoğraflar. Birinde zayıf cılız, kafasında kocaman şapkası olan bir oğlan çocuğu, onun da hemen yanında yaralı ama sokakta yaşadığı ve hayatta kalmayı başardığı her halinden belli olan bir köpek.. Daha geride kocaman dalları tüm gökyüzünü kaplayan tek bir ağaç...
Diğerinde asırlık ağaçların arasındaki bir banka kollarını yana açarak oturmuş ve gökyüzüne, ağaçlara bakan bir adam. 
 Bir duvarı boydan boya kaplayan kütüphanenin önüne geldim sonra. Seçme, belli ki ayrılmaya kıyamadığı kitaplar.. Albümler ve bir köşede sanki postaya verilmek üzere hazırlanmış bir yığın defter. 
Keşke bilseydin diye yazılmıştı el yazısıyla. "Ben seni çok sevdim"
Ve sana duyduğum sevgi ki yaşattı, mutlu etti beni...
Meraklandım. Ve anladım ki sevdiği adamın bundan hiç haberi olmamış ve o hayatının büyük bölümünü bu içindeki sevgi sayesinde mutlu geçirmişti. 
"Ben seni çok sevdim. Senin ruhunu. İlk gördüğüm an sevdim. Korktum eline değmekten, yakardın beni. Korktum gözlerine bakmaktan, erirdi ruhum. 
Hep kaçamaktı bakışlarım hep asıl bakışlarımın önüne başka şeyler koydum.. Merhaba.. Hep bu kelimeye sığdırdım tüm sevgimi. Velhasıl tanımadan tanıdım seni. Sevmeden sevdim.
Ve hala istiyorum seninle bir günü. Sadece bir gün. Bedeninle değil ruhunla, o enerji parçasıyla bir günü istiyorum...
Ama korkuyorum, sana dokunursa ellerim, bakışlarına değerse bakışlarım, dile gelirse sana aşkım kaybederim seni. Oysa şimdi hep benimlesin. İstediğim gibisin. Hiçbir kötülük yapmıyoruz birbirimize. İkimiz de kendi hayatlarımızda akıp gidiyoruz yok oluşa. Ama bilmeni isterdim. Ben seni çok sevdim. 
Ruhunun arkadaşlığını sevdim. Sen konuştun ben dinledim, sen oldum. Ve ortak cümlelerimizi gördükçe ruhum yüceldi. Sana uzandı gönlüm.  
İyiliğini, güzelliğini varlığının olumlu yansımasını hissettikçe sevdim seni. 
Bil ki ben seni gerçekten çok sevdim. Yok olmadan önce bilmeni isterdim."
Kendimi çok kötü hissettim. Şimdi bu hanım, içinde yıllarca böylesine temiz bir sevgi büyütmüş, beslemiş, onunla yaşamış, belki de bir hayaldi, ama ona söylemeye cesaret edememiş sevgisini. 
Kaçımız böylesine saygılı, sevgili, duyduğu aşka... 
Ve üstüste duran defterlere takılıyor gözüm. Kimbilir neler yazmıştı. Bunlar el yazısıydı, emek harcanmış, düşünülmüş, tasarlanmış, kimbilir ne hayaller kurmuş bir insanın aşkına verdiği önemi görünce bizim her şeyi ne kadar oburca tükettiğimizi, sevgi aşk denen duyguları nasıl da körelttiğimizi, yok ettiğimizi düşündüm. 
" Gitsem desem ki tokalaştığımızda, sakın bırakma elimi, unut kalsın ellerinin arasında. Tut ellerimi gözlerime bak. Gözlerimde kendini görene dek bak bana. Gözlerimde ölümü görene dek bak.  Ne olur? Eğilse yanağıma küçücük kelebek hafifliğinde bir öpücük kondursa. Uçsam ben kelebek olup sonra. 
Zaman dursa, bir dakika bir ömür gibi geçse. Uyusam uyansam tarih olsa. Kendi tarihim.  
"Bugün çok yakınındaydım onun. Aramızda bir kontraplak vardı. Onun içerde olduğunu tüm varlığımla hissettm. Önünde durdum kapının ama açmaya, girmeye cesaret edemedim."
"Tüm hayatını istemiyorum senin. Bir günün karşılığında benim bir yılım.  Tüm günlerin senin olsun. bana sadece bir gün ver.  Ufacık ama tam bir gün. Sonra yine kendi hayatına git. 
Ama bu bir gün sonsuzluk kadar uzun olacak. Evrenin ortasında başka hiçbir şey olmaksızın iki ruh. İki çıplak ruh. Ve bir düşünce sarmalı ateşten. Bir gün bir ömür yeter bana.  Kafamdaki seni öyle özlüyorum ki. Uyuyorum sen uyanıyorum sen. Seninle uyandığım sabahla daha güzelim, daha mutlu. Seni düşünmek güzel. Yüzüne baktığımda kendimi görüyorum. Hayatla cebelleşmiş, zorluklar çekmiş, acıları tarifsiz yaşamış ama güzel bir yüz. "Tüm tesadüflerde seni düşünüyorum. Tesadüf nedir sahi. Olması gerekene tesadüf mü diyoruz?"Şu yalnız saatinde gecemin sadece nefesini duymaya ne çok şey verebilirdi.  Dile gelmemiş aşkları daha bir seviyorum. İçinde büyütüyor büyütüyorsun dilediğince."     
 Daha böyle sayfalar dolusu yazmıştı. Bazı yerleri okuyamıyor olsam da, bana gerçek aşkın nasıl olması gerektiğini, ete kemiğe bürünen her aşkın bir çıkmaza bozulmaya doğru gittiğini de anlatıyordu. 
İçimden çılgınca bir düşünce geçti. Bu defterleri asıl okuması, bu aşkı bilmesi gereken kişiye vermek. Hem postaya verilmek üzere gibi hazırlanmamış mıydı? 
Kolumun altında bu defterler çıktım. Epey uzun sürdü onu bulmam. Araştırdım ve sonunda buldum onu. Bu hanımdan birkaç yaş büyüktü. Emekliliği gelmiş olmasına rağmen yine de çalışıyor, hayatını adadığı mesleğinde, bu kez sorunları çözmede rehberlik ediyordu. 
Gerçekten samimi, halden anlar bir tavrı vardı, görmüş geçirmiş insanlara has. Ona bu hanımdan bahsettim. Gözlerinde bir ışık gördüm sanki, hemen hatırladı. Onun artık bu dünyada olmadığını da söyledim. Birden bire çok üzüldüğünü hissettim. Anladım ki, bu hanımın aşkı aslında karşılıksız değildi. O da diğerinin hayallerini süslemişti, yıllar boyunca. Belki kapının diğer yanında hissetmişti onun varlığını ama o da korkmuştu. 
Ona, sanırım bunlar size yazılmış dedim. O sizin bilmenizi çok istemiş, ama cesaret edememiş. Umarım bunları bilmek sizi mutlu eder.
 Ve görevimi yapmış, bir aşkı, artık olmayan birinin aşkını muhatabına iletmiştim. 
Mutlu ayrıldım ordan.